Üye Ol

Konuyu Oyla:
  • Toplam: 1 Oy - Ortalama: 5
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Fiber optik sensörle görünür bölgenin dışına çıkmak
#1
Bu yazı, devamını da içeren National Geographic sitesinin Süper İnsan makalesinden alınmıştır. Tamamı için National Geographic dergisinin Nisan 2017 sayısına bakabilirsiniz.


3883_m.jpg



Diğer tüm türler gibi bizler de milyonlarca yıllık evrimin ürünüyüz. Ama artık kontrolü elimize alıyoruz.


Barselona’da görüştüğüm siborg Neil Harbisson ilk bakışta sıradan bir hipster gibi duruyor. Bir farkla: Kafasının arkasından çıkan siyah anten, etkileyici bir kavis yaparak sarı perçemlerinin üzerine doğru uzanıyor.

Aylardan Aralık. Harbisson (34) siyah denizci kabanının içine fermuarlı gri bir gömlek, dar kesim gri pantolon giymiş. İspanya’da büyüyen Belfast doğumlu Harbisson’da nadir görülen akromatopsi var; renkleri algılayamıyor. Ama gözlerinin üzerine doğru inen, ucu fiber optik sensörlü anten bu durumu değiştirmiş.

Harbisson, siyah–beyaz bir dünyada yaşadığı için kendini hiçbir zaman engelli gibi hissetmemiş. “Daha uzak mesafeleri görüyorum. Ayrıca dikkatimi dağıtacak renkler olmadığı için biçimleri çok daha kolay aklımda tutuyorum,” diyor aksansız düzgün İngilizcesiyle. Ama bir yandan da nesnelerin renkli olarak nasıl göründüğünü merak ediyormuş. Müzik eğitimi almış olmasının etkisiyle delikanlılığında renkleri sesle keşfetme fikrini geliştirmiş. Düşük teknolojiyle yapılan birkaç başarısız denemenin ardından, yirmili yaşlarının başında biyolojik yapısına sibernetik bir geliştirici takmaya razı olan bir cerrah (kimliğini açıklamıyor) bulmuş.

Fiber optik sensör Harbisson’ın yüz yüze geldiği renkleri algılıyor, kafatasına yerleştirilmiş mikroçip ise renk frekanslarını kafanın arkasında hissedilen titreşimlere dönüştürüyor. Titreşimler ses frekansları haline gelerek, kafatasını adeta üçüncü bir kulağa dönüştürüyor. Ceketimin mavi olduğunu doğru tahmin ediyor. Antenini sanatçı ve dansçı siborg arkadaşı Moon Ribas’a çevirerek ceketinin sarı olduğunu anlıyor. Aslında hardal sarısı ama Katalonya’da “hardalla büyümedik,” diye açıklıyor.

Harbisson’a doktorun anteni nasıl taktığını sorduğumda, kafasının arkasındaki saçları ayırarak antenin giriş noktasını gösteriyor. Pembemsi deride, iki bağlantı yeri bulunan dikdörtgen biçimli bir plaka gömülü. Buraya bağlı implantlardan birinde titreşen mikroçip var, diğeriyse arkadaşlarının akıllı telefonla renkleri gönderebileceği bir Bluetooth iletişim merkezi.

Anten, Harbisson için bir devrim olmuş. Artık dünyası daha canlı. Süreç içinde, verilerin görüntü ya da ses değil de altıncı duyu hissi verir hale geldiğini söylüyor.

Antenin en ilginç yönü, Harbisson’a bizde olmayan bir yeti kazandırması. Çatıdaki terasın lambalarını harekete geçiren kızılötesi ışıkların kapalı olduğunu hissediyor. Çiçekliklere bakınca, çiçeklerin ortasındaki nektarı gösteren morötesi işaretleri “görebiliyor.” Sıradan insan becerilerine erişmekle kalmıyor, onları aşıyor.

Öyleyse Harbisson, öncül fütüristlerin hedefine doğru atılmış bir adım, Ray Kurzweil’in ünlü kitabı İnsanlık 2.0’daki tanımıyla “insandaki büyük potansiyel artışının” ilk örneği. Harbisson’ın amacı özel olarak Kurzweil’in kurduğu hayale hızlı bir giriş yapmak değilmiş. Onun gelecek vizyonunda silikondan çok doğa var. Dünyanın ilk resmi siborgu olmasının ardından (antenin elektronik bir cihaz değil, beyninin uzantısı olduğunu öne sürerek İngiliz hükümetini pasaportunda antenli fotoğraf kullanmaya ikna etmiş) bir misyoner haline de gelmiş. Transhümanizm de denilen bu özelliğe sahip olmak isteyen Ribas, Harbisson’ın izinden gidip telefonundaki deprem monitörünü kolunda gömülü titreşimli bir mıknatısa bağlatmış. Gerçek zamanlı deprem bilgisi alarak yerkürenin hareketleriyle bağlantı kurma ve dans yoluyla bunları yorumlama şansı elde ediyor. “Kıskandım galiba,” diyor. “Biyolojik yapımızın kısıtlamalarının üstesinden geleceğiz,” diye ekliyor Kurzweil. “İnsan olmanın anlamı bu; varlığımızın sınırlarını genişletmek.”


Harbisson’ın anteni sadece bir başlangıç. Nasıl bir evrim geçireceğimizi kendimizin belirleyeceği bir yöne doğru mu gidiyoruz? Artık evrim, istenen genleri yayan doğal seçilim mekanizması olmaktan çıkıp gücümüzü ve yarattığımız şeylerin gücünü artırmak için yapabildiklerimizi içeren bir gen, kültür ve teknoloji bütünleşmesi haline mi geldi? Eğer öyleyse bizi nereye götürüyor?
(Son Düzenleme: 10-11-2017, Saat: 19:42, Düzenleyen: Alptegin.)
#2
Thumbs Up 
Ohhoo.. Makale biraz zahmetliymiş Kahkaha

Şakası bir yana yararlı ve okunası bir makale
Televizyonumda yararlı bulduğum nadir kanallardan biri..

NatGeo
( Hayvanlısından bahsetmiyorum )
giphy.gif


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

Hakkımızda

İnsanüstü Türk forumları, tamamiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin bir parçası olup, her daim Türk milletinin çıkarına hareket etmektedir.